Salihli Fotoğraf Derneği 1. Lidya Kupası

Dijital (Sadece Tamamı Renkli veya Sadece Tamamı Monokrom)

Results information of the relevant category are listed below.

Photo Name surname Photo Title Country city
1. Tur Başarılı
Özcan TÜRBE neyzen mustafa atölye Turkey / Manisa
Aynadaki Nefes : Mustafa için atölye, dış dünyanın gürültüsünden kaçıp sığındığı bir sessizlik adasıydı. Duvarda asılı duran tamamlanmış neyler ve tezgahın üzerindeki ham kamışlar, onun hayatının iki farklı evresi gibiydi. O, hem bir ney yapımcısı hem de o neye ruhunu üfleyen bir neyzendi. Bu iki kimlik parmaklarında ve nefesinde birleşiyordu. Her sabah, Hatay’ın sulak topraklarından özenle seçilip getirilmiş kamış yığınlarına bakarak başlardı işe. Kamışın kabuğunu bıçakla milim milim soyarken, insanın da üzerindeki yüklerden, egolarından soyunması gerektiğini düşünürdü. Isı tabancasını eline alıp kamışa sıcaklık verdiğinde, odada sadece yanan odunun değil, sabrın da kokusu yükselirdi. Kamış sıcağı gördükçe eğilir, Ahmet’in mahir ellerinde doğrularak teslimiyeti öğrenirdi. Düzleşen her boğum, Mustafa'nın kendi içindeki bir pürüzün silinmesi demekti. Gözlerini kamışın içine dikip doğruluğunu kontrol ettiği o anlarda, aslında kendi hayatının istikametine bakardı. İçindeki boğumları yakıcı millerle boşalttığı kamış, artık bomboştu; çünkü ney, ancak tamamen boşaldığında içinden ilahi bir sesin geçmesine izin verirdi. En sonunda mandanın boynuzundan yonttuğu baş pareyi neyin ucuna kondurur ve köşedeki koltuğuna otururdu. Gözlerini kapatıp dudaklarını baş pareye yasladığında, atölyedeki matkaplar, tozlar ve aletler susardı. İlk üfleyişte çıkan o hüzünlü ve derin ses, kamışın toprağından ayrılışının dertli hikayesiydi. Mustafa üflerdi, ney ağlardı; atölye ise bu kutsal buluşmanın dilsiz şahidi olurdu.
1. Tur Başarılı
Ergün KARADAĞ KUS MEZATI-1 Turkey / Şanlıurfa
KUŞ MEZATI Mezat kelime anlamı olarak ,açık artırma demek.. Kuş mezatı ise, yöreye göre cinsi değişmekle beraber, kuşların açık arttırma ile alınıp satılması anlamına gelmekte.. Kuş mezatı özellikle Güneydoğu’da güvercin üzerinedir. Güvercin güneydoğuda bir sevda bir aşktır. Bir çok evin çatısında bir yaşam tarzı olarak güvercin yetiştirilir. Bir çok ırk, bir çok renk bir sevda halinde yaşar.. Çok ucuz fiyatları olduğu gibi, yeri geldiğinde arabayla takas edilen cinsleri ve fiyatları vardır. Haftanın belli günlerinde kuş severler, bin bir emekle besleyip yetiştirdikleri kuşları alıp ,mezat alanı olan kahvehanelerde toplanırlar. Kuştan geçimini sağlayanların yanı sıra, kuş sevdalısı olanlar, özel ırklar için mezada katılırlar. Mezata gelen kuşlar sırayla mezat kafesine alınırlar. Açık arttırma başlar .Kuşlar elden ele dolaşıp alacaklı kişilerce incelenir. Kanatlarına, gövdesine, gözüne ,tüyüne bakılır. Kafeste toplanan güvercinler, cinsi, tüyleri, iriliği, parlaklığına göre mezatcı tarafından bir fiyatla ihale başlatılır. Mezata gelenlerce fiyat arttırılır. Bazen özel ırklarda çok heyecanlı rekabet olur. Hiç umulmayacak çok yüksek rakamlara satışlar olur. Beğenilirse ihale en yüksek verende kalır. Kuş onundur artık.. Satılan kuşlar, alıcı ve satıcı olarak bir çeteleye işlenir. İhale sonunda ,kuşu alan ,mezat sonrası çetelemeyi tutanın yanına giderek parasın verir. Satılan kuşun parasının belli bir yüzdesi de ihalecide kalır. Sevdası ise ,yeni güvercinine kavuşanda kalır….
1. Tur Başarılı
Giray KOCAMAN Okçu-1 Turkey / Mersin
Türk okçuluğu, yalnızca bir ata sporu değil; asırlar boyu aktarılan köklü bir zihniyet, duruş ve zanaat kültürüdür. Yay ile okun buluştuğu o an, tarihin ve geleneğin günümüzdeki en canlı yansımasını sunar. Bu fotoğraf serisinde, binlerce yıllık bu mirası yaşatan ustanın veya kemankeşin ruh halini görüyoruz. Malzemenin doğallığı, yayın estetik kavisi ve okun hedefe kilitlenen odağı; disiplin, sabır ve tutkuyu aynı karede birleştiriyor. Türk okçuluğunun zamansız estetiğini, geçmiş ile geleceğin kesiştiği bu tek an üzerinden kadraja taşımayı hedefledik.
1. Tur Başarılı
Osman Furkan OZKAN Meydanda Kalan İz 1 Turkey / Bilecik
MEYDANDA KALAN İZ Bir meydan düşünün; toprağı yalnızca atların nal sesleri değil, yüzyılların hatırası da titretiyor. Burada her koşu, geçmişten bugüne uzanan görünmez bir yolun devamıdır. Havaya kaldırılan her cirit, yalnızca bir oyunun parçası değil; cesaretin, çevikliğin, dayanışmanın ve atla kurulan kadim bağın işaretidir. Atlılar meydana çıktığında zamanın sınırları silinir. Bugünün insanı, geçmişin savaş meydanlarından, şenliklerinden ve köklü geleneklerinden süzülerek gelen bir mirasın içinde yeniden yerini alır. Bir atın hızında, binicinin duruşunda ve birbirine yaklaşan iki atın arasında, yalnızca bir mücadeleyi değil, birlikte yaşatılan bir kültürü görürüz. Meydan bazen sessizdir; sonra bir nal sesiyle uyanır. Bir at öne atılır, ardından bir başkası… Cirit havada yükselir, toz toprağa karışır, renkler ve insanlar bir anlığına aynı ritimde buluşur. Her karşılaşma, geçmişin yeniden hatırlanmasıdır. Bu yalnızca atlıların mücadelesi değildir. Asıl hikâye, değişen zamanın içinde kaybolmadan yaşayan bir geleneğin hikâyesidir. Çünkü kültür, yalnızca geçmişte kalan bir hatıra değildir; onu yaşatanların ellerinde, atların ayak izlerinde ve meydanların hafızasında yeniden doğar. Meydan boşaldığında geriye yalnızca toz kalmaz. Bir geleneğin izi kalır.
1. Tur Başarılı
Kemal TEKİN Hazırlık Turkey / Mersin
Salgın (Pandemi) sırasında Mersin sahiline bir balina iskeleti vurdu. Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prf. Dr Deniz Ayas bu balinayı, hem bilimsel amaçlı değerlendirmek, hem müzede sergilemek için Mersin Üniversitesinin Yenişehir Yerleşkesinde, üniversiteye ait Deniz Ürünleri Müzesi bahçesine defnetti. Balinanın iskeleti yerleşke bahçesinde beş yıl bekledi ve iki bin yirmi beş yılı Eylül ayında iskelet gömüldüğü yerden çıkarıldı. İşte buradaki fotoğraflar, öğrenciler, akademisyenler eşliğinde müze bahçesinden iskelet çıkarılırken çekildi. Hocaların ve öğrencilerin çabası sonucunda müze bahçesinde iki bin yirmi altı yılı Mayıs veya Haziran ayında iskelet sergilenecek. İki bin yirmi beş yılı Eylül ayında yaklaşık on gün süren bu yorucu çalışmadan sahneler bu foto hikayeyi oluşturuyor. İskelet üzerinde hâlâ çalışmalar devam ediyor. İskeletin restorasyonu için öğretmenler, öğrenciler hâlâ çalışıyor.
1. Tur Başarılı
Serap ÜNAL sessiz_dostluk_1 Turkey / Adana
Sivas’ın dar sokaklarından birinde, zamanın izlerini taşıyan eski bir evde sessiz bir hayat sürüyordu. Duvarlarda geçmişten kalan fotoğraflar, bir köşede yıllardır kullanılan eşyalar ve sade bir yaşamın izleri vardı. Ev sahibi, yaşlılığın getirdiği yalnızlıkla günlerini çoğu zaman kendi dünyasında geçiriyordu. Ancak bu evin sessizliği, birkaç küçük misafirin neşesiyle değişiyordu. Birden fazla yavru kedi, her gün olduğu gibi evin içinde dolaşıyor, yaşlı adamın yaşamına sıcaklık ve hareket katıyordu. Kimi zaman yatağın üzerinde birbirlerine sokuluyor, kimi zaman evin farklı köşelerinde oyun oynuyor, kimi zaman da yaşlı adamın yanına yaklaşarak sessizce onu izliyorlardı. Onlar için bu ev güvenli bir yuva, yaşlı adam için ise yalnızlığını paylaşan küçük dostların bulunduğu sıcak bir dünyaydı. Duvarlardaki eski fotoğraflar geçmişte yaşanmış hayatların izlerini taşırken, odanın içinde bambaşka bir hikâye yaşanıyordu. Geçmişin sessizliği ile yavru kedilerin canlılığı aynı mekânda buluşuyordu. Yaşlı adamın yüzündeki çizgiler, yılların ve yaşanmışlıkların izlerini taşıyordu. Yavru kediler ise hayatın hâlâ devam ettiğini, sevginin ve dostluğun her yaşta insanın hayatına dokunabileceğini hatırlatıyordu. Bu fotoğraf serisi, yalnızlığın içinde filizlenen dostluğu, insan ile hayvan arasındaki karşılıksız sevgiyi ve küçük canlıların bir eve kattığı sıcaklığı anlatıyor. Bazen hayatımıza dokunan en güzel dostluklar konuşarak değil; yanımızda sessizce duran, bize güvenen ve sevgisini paylaşan küçük canlılarla kurulur. Sivas’ın eski bir evinde yaşanan bu sessiz dostluk, zamanın içinde unutulmayacak sıcak bir hikâyeye dönüşüyor.
1. Tur Başarılı
Ilker DİNÇER Er Meydanı-1 Turkey / Tekirdağ
ER MEYDANI “Bitmeyen Güreşin Efsanesi” Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin gerçekleştiği Er Meydanı’nda çimler zeytinyağı ile buluşmadan önce başlar pehlivanların hikâyesi. Deri kıspetin paçalarındaki bağları sıkıca çekilir; zira o bağlar yalnızca bir giysiyi değil, asırlık bir geleneğe verilen sözü tutar. Bakır ibrikten dökülen zeytinyağı omuzlardan aşağı süzülürken, bu yağın bedenle buluştuğu her hamlede yalnız güç değil, manevi bir hazırlık da gerçekleşir. Sırt sırta veren yiğitler, birazdan rakip olacaklarını bilerek aynı heyecanı paylaşırlar. Düdük sesiyle birlikte zaman durur ve çayırda çarpışan bedenlerin, dökülen alın terinin ve toprağa kazınan ayak izlerinin mücadelesi başlar. Kimi zaman bir hamleyle gökyüzüne doğru yankılanan bir zafer çığlığı yükselir tribünlere doğru; kimi zaman da çeşmelerin önünde dizlerini karnına çekip yüzünü avuçlarına gömen o sessiz yenilgi kederi... Ancak zafer de yenilgi de bu meydanın bir parçasıdır. Güreşlerin sonunda omuzlarda dalgalanan al bayrak, dökülen her damla terin, çekilen her acının ve bu kadim mirasa adanmış emeklerin en yüce karşılığı ve ödülüdür.
1. Tur Başarılı
Yasemin BİLGİ tuzun aynası 1 Turkey / Konya
TUZUN AYNASI Tuz Gölü’nün uçsuz bucaksız beyazlığı, doğa ile insan arasındaki sınırın belirsizleştiği bir alan yaratır. Bu seri, bu eşikte duran insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi araştırır. Tuzun oluşturduğu doğal yüzey, yalnızca bir zemin değil; gökyüzünü, bedeni ve hareketi aynı anda taşıyan bir aynaya dönüşür. Yansıyan her görüntü, gerçeğin başka bir biçimini üretirken, insan figürü de bu manzaranın içinde hem var olan hem de silinmeye başlayan bir unsur hâline gelir. Serideki imgelerde figür, kimi zaman mekâna hâkim, kimi zaman onun içinde kaybolmuş olarak karşımıza çıkar. Bu karşıtlık, insanın doğa karşısındaki konumunu sorgular: Gördüğümüz gerçekten kendimiz miyiz, yoksa doğanın bize geri yansıttığı bir görüntü mü? “Tuzun Aynası”, görünür olanın ardındaki görünmeyeni arayan bir görsel anlatıdır. Tuzun sertliği ve beyazlığın dinginliği içerisinde beden; ölçek, yalnızlık, özgürlük ve aidiyet kavramları üzerinden yeniden ele alınır. Tuz Gölü burada yalnızca bir coğrafya değil, düşünsel bir yüzeydir. Bir ayna gibi, bakana kendi sorusunu geri verir. Bu seri, insanın doğaya bakışından çok, doğanın insanı nasıl yansıttığı üzerine kuruludur.
1. Tur Başarılı
Mürşide ÇİLENGİR Geriye Kalan 1 Turkey / Manisa
Geriye Kalan Manisa'nın Kula ilçesine bağlı Gölde (İncesu) Mahallesi'ndeki ahşap Rum evinde yaşayan Rukiye'nin hikâyesi, bu belgesel anlatının çıkış noktasıdır. Yılların izini taşıyan bu ev, yalnızca bir yaşam alanı değil, hafızanın, emeğin ve zamanın sessiz tanığıdır. Etamin üzerine işlediği her ilmek, insan ömrünün narin bir metaforudur. Her motif tamamlandıkça geçen yıllar, verilen emek ve sessizce olgunlaşan bir hayat görünür olur. Aynadaki yansıma, yüzündeki derin çizgiler ve gençlik fotoğrafına yönelen bakış, zamanın insan üzerindeki izlerini görünür kılar. Sandık, bozuk saat, boş ahşap merdiven, bavul ve kapı önünde bırakılan ayakkabılar, faniliğin ve tamamlanan yolculuğun sessiz simgelerine dönüşür. Rukiye'nin yaşamı bu karelerde yalnızca kişisel bir öykü değil, her insanın varlıktan hiçliğe uzanan ortak yolculuğu olarak okunur. Fotoğrafları çekerken aramızda kurulan dostluk ise bu anlatının görünmeyen katmanıdır. Rukiye'nin hikâyesi aslında hepimizin hikâyesidir. Çünkü insan hangi yolu yürürse yürüsün, sonunda aynı hakikate varır; geriye yalnızca yaşanmış bir ömrün izi ve başka yüreklerde bıraktığı sevgi kalır...
1. Tur Başarılı
Vedat ŞENTÜRK pazar1 Turkey / Balıkesir
Pazar Yeri Katmanları Bu fotoğraflar, Pakistan’ın kültür kalbi Lahor’un geleneksel meyve ve sebze pazarında akan hayatın küçük birer özetidir. Tezgahları dolduran ürünlerin canlı renkleri, pazarın kendine has kokusu ve burayı evi bilen insanların sesleri bu karelerde bir araya geliyor. Kalabalığın arasında kaybolurken, her köşede ayrı bir yaşam mücadelesine ve insani sıcaklığa tanıklık ettim. Alıcıların telaşı, satıcıların emeği ve pazarın bitmeyen devingenliği, Lahor’un gündelik yaşam kültürünü tüm doğallığıyla yansıtıyor. Yan yana, omuz omuza duran insanların oluşturduğu bu yoğun kalabalık, karmaşanın içindeki gizli bir uyumu barındırıyor. Bu seri, Lahor sokaklarındaki hayatın neşesini, yorgunluğunu ve paylaşılan ortak duyguları anlatıyor
1. Tur Başarılı
Erol ÖZDEMIR Torlukçular-1 Turkey / Bilecik
Torlukçular, odunun kaderini kömürün karasıyla yazan toprak üstü simyacılarıdır. Ormanın derinliklerinde yükselen ve "torluk" adı verilen odun kubbeleri, günlerce süren uykusuz bir nöbetin merkezidir. Üzeri saman ve toprakla kapatılan bu yapılar, içerideki odunun oksijensiz ortamda, alev almadan için için yanmasını sağlar. Torlukçunun gözü sürekli dumanın rengindedir; sızan her renk, emeğin gidişatını fısıldar. Kadını, erkeği ve çocuklarıyla dumanın gölgesinde kurulan bu yaşamlar, is kokulu bir dayanışmanın eseridir. Onların hikayesi, toprağın karasında saklı, onurlu bir hayatın resmidir.
1. Tur Başarılı
Hüseyin OPRUKLU Savaşın Çocukları1 Turkey / İzmir
Savaşın Çocukları Fotoğraflar, Suriye’deki savaştan kaçarak aileleriyle birlikte Türkiye’ye sığınıp İzmir’in Torbalı ilçesindeki çadır kentte aileleriyle yeni bir hayat kurmaya çalışan Suriyeli çocukların dünyasına tanıklık ediyor. Savaşın geride bıraktığı yalnızca yıkılmış binalar, boş sokaklar ve enkazlar değildir. Bir çocuğun elinden alınan oyunlar, yarım kalan eğitimler, terk etmek zorunda kaldığı yuvası ve elinden çekilip alınan gelecek de savaşın görünmeyen enkazıdır. Çocuklar, bombaların gölgesinde büyürken oyun alanlarının yerini çadırlar, okul sıralarının yerini yıkıntılar, oyuncakların yerini geride bırakılmış eşyalar alır. Kahkahaların yerini siren sesleri, ninnilerin yerini patlamalar doldurur. Çocuklar, daha adını bile koyamadığı korkuların arasında büyümeye zorlanır. Hiçbir çocuk korkuyla büyümeyi, evini terk etmeyi, sevdiklerini kaybetmeyi ya da geleceğinden vazgeçmeyi hak etmez. Çünkü her çocuğun hakkı savaşın gölgesinde büyümek değil; güven içinde oynamak, öğrenmek, gülmek ve umutla geleceğe bakmaktır.
1. Tur Başarılı
Muhammet Musab GÜMÜŞ yesil_cami_mihrap Turkey / Kocaeli
MİHRAP — AYNI YÖNE BAKMAK Bir mihrabın önünde durduğumuzda genellikle karşıya bakarız. Bu seride ise bakış değişiyor; fotoğraf makinesi mihrabın içine yaklaşıyor ve gözünü yukarıya çeviriyor. Böylece mihrap, yalnızca kıbleyi gösteren mimari bir unsur olmaktan çıkıp kubbeye, ışığa ve sonsuzluk duygusuna açılan bir eşik hâline geliyor. Yeşil Cami’den başlayan yolculuk; farklı şehirlerde, farklı dönemlerde ve farklı mimari anlayışlarla biçimlenmiş mihraplarda devam ediyor. Taşın sadeliği, mermerin ağırlığı, çininin rengi, mukarnasların geometrisi ve kubbelerin bezemeleri her yapıda başka bir dil kuruyor. Fakat bütün farklılıkların ortasında değişmeyen bir şey var: yön. Aynı açıyla çekilen her fotoğraf, farklı bir yapının aynı arayışa verdiği cevabı gösteriyor. Yüzyıllar boyunca ustalar değişmiş, malzemeler ve süslemeler farklılaşmış; ancak mihrabın işaret ettiği istikamet değişmemiş. Bu nedenle Mihrap, on farklı yapının mimari kaydından çok, tek bir düşüncenin peşinden giden görsel bir yolculuktur. Mekân değişir, zaman değişir, biçim değişir; yön değişmez.
1. Tur Başarılı
Muzaffer TEMEL TORAK-1 Turkey / Konya
YÜZ KARASI DEĞİL KÖMÜR KARASI,BÖYLE KAZANILIR EKMEK PARASI Türk’ün kömürle olan kadim ilişkisi, tarihin sisli sayfalarında, efsanelerin dumanlı zirvesinde başlar. Ergenekon Destanı’nda, dağın bağrına bir kat odun, bir kat kömür dizerek yeniden doğar bir millet. Dağları eritip demiri döven o inanç, yüzyıllar boyunca şekil değiştirir; Oğuz boylarının izini sürerek mangalın sıcağında, közün kıyısında hayat bulur. Asırlardır yüreğimizde yanan bu ateş, sadece ısınmak için değil, bir araya gelmek, paylaşmak, sohbet etmek içindir. Kah az şekerli bir kahvenin dumanında saklanır, kah nargilenin fokurtusunda dile gelir. Gün gelir, ailece çıkılan bir pikniğin neşesine ortak olur. Türk denince dünya artık yalnızca bozkırları, halıları değil, bir mangalın başında şiş çeviren, dumanla dost olmuş insanları da hatırlar. Ne var ki bu keyfin, bu kokunun ardında görünmeyen, bilinmeyen, çoğu zaman hissedilmeyen bir emek yatar. Mangal kömürünün ardındaki alın teri, gözyaşı ve sabır, kimi zaman elektriği, suyu, okulu, marketi olmayan çadır hayatlarının içinde şekillenir. Bugün dahi ülkemizde yaklaşık 1,5 ila 2 milyon insan, bu işten nafakasını çıkarmaya çalışmaktadır. Torakçılık adı verilen bu emek dolu iş, hâlâ Anadolu’nun ormanlarında sessizce sürmektedir. Torak nasıl kurulur, nasıl yanar, nasıl izlenir… Merakla dinliyoruz. Önce sırıklarla desteklenen odunlar, büyük bir dikkatle diziliyor. Ardından üstü gazel ve samanla örtülüyor, en son ise toprakla kaplanıyor. Bu örtü, içerideki yanmayı kontrollü hale getiriyor. Rüzgarsız bir günde ateş veriliyor ve sonra... Sabırla bekleniyor. Tıpkı bir bebek gibi izleniyor torak. Kömürleşme süreci 75 ila 105 saat arasında değişiyor. Her dört ton odundan sadece bir ton kömür elde edilebiliyor. Ocak açıldığında, çıkan kömür iriliklerine göre ayrılıyor, çuvallanıyor, satılmak üzere hazırlanıyor.
1. Tur Başarılı
Adem ALBAYRAK Sessiz Çekilme 1 Turkey / Burdur
Sessiz Çekilme: Kuruyan Toprakta Fotoğrafçının Tanıklığı Fotoğraf makinesini elime aldığımda niyetim sadece güzel bir manzara yakalamak değil. Bir fotoğrafçının asıl gücünün, herkesin alıştığı ya da görmezden gelmeyi seçtiği dertlere ayna tutabilmekte saklı olduğuna inanıyorum. Suyun hayatımızdan çekilişi de tam olarak böyle; çoğumuz musluktan su aktığı sürece kuraklığı uzak bir haber gibi izliyoruz. Göller Yöresi’nde bu seriyi çekerken karşılaştığım manzara, durumun vahametini yüzüme vurdu. Eskiden üzerinde dalgaların oynaştığı göl tabanlarında şimdi kilometrelerce uzanan derin yarıklar var. Toprağın kılcal damarları gibi açılan bu çatlakların ortasında çürümeye terk edilmiş bir kayık, bana kalırsa suyla birlikte kaybolan balıkçılığı ve çekip giden insan hayatını anlatıyor. Bir avuç kalmış çamurlu suya sıkışmış su kuşlarına ya da kıyıya vurmuş balıklara baktığınızda, krizin artık kapımıza dayandığını görüyorsunuz. Havzada sular çekilince ortaya çıkan o taş yapılar ve eski yerleşimler ise suyun ne denli hızlı tüketildiğinin en somut kanıtı. Bu fotoğraflarla insanlara kuraklığın estetiğini sunmak istemedim. İstediğim tek şey; bu karelere bakan birinin, bir anlığına bile olsa durup "Biz nereye gidiyoruz?" diye sorması ve yanı başımızdaki bu gerçeği artık fark etmesidir.
1. Tur Başarılı
Bekir Can SAĞLAM Kuş mezatı 1 Turkey / Gaziantep
Kuş Mezatı Şanlıurfa’nın tarihi sokaklarında yer alan Kuş Pazarı, yıllardır kuş meraklılarını ve yetiştiricilerini aynı çatı altında buluşturan yaşayan bir kültürün merkezi. Haftanın neredeyse her günü kurulan mezatlar, özellikle cuma ve cumartesi akşamları yoğunlaşıyor. Saat sekizden sonra başlayan hareketlilik, gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam ediyor. Şanlıurfa’nın yanı sıra çevre illerden ve Türkiye’nin farklı noktalarından gelen kuş sevdalıları, bu geleneksel buluşmanın bir parçası oluyor. Mezat yalnızca kuşların alınıp satıldığı bir ortam değil; aynı zamanda insanların sohbet ettiği, çaylarını yudumladığı, birbirleriyle tanışıp kaynaştığı sosyal bir buluşma alanı. Açık artırma sırasında yükselen sesler, verilen teklifler, el işaretleri ve kafesler arasında dolaşan kuşlar, gecenin ritmini belirliyor. Hararetli geçen pazarlıkların arasında samimiyet ve dayanışma hissi hiç kaybolmuyor. Yıllardır süregelen bu gelenek, kuş yetiştiriciliği kültürünü canlı tutmaya devam ediyor. Bu seri, mezatın farklı anlarına tanıklık ediyor. Kuşlarını getiren bir çocuğun heyecanı, kafesin ardından kuşlarına son kez bakan bir yetiştiricinin sessiz bekleyişi, açık artırmayı yöneten satıcının kalabalığa seslenişi, el işaretleriyle verilen teklifler, elden ele uzanan kuşlar ve kalabalığın arasında dolaşan çaycı… Her kare, Şanlıurfa’da yıllardır sürdürülen bu geleneğin yalnızca ticaretten ibaret olmadığını; insanların ortak tutkusu etrafında şekillenen canlı bir kültürel buluşmayı belgelemeyi amaçlıyor.
1. Tur Başarılı
Ali TUZCU hala_buradayken_1 Turkey / Mersin
HÂLÂ BURADAYKEN Bazı hikâyeler büyük sözlerle değil, ellerin sessizce tekrarladığı hareketlerle yaşar. Her gün aynı iplerin arasından geçen eller, aynı mekânın taş duvarlarına sinen emek ve yıllardır değişmeyen üretim ritmi… Zamanın hızına rağmen bazı hayatlar hâlâ kendi temposunda devam eder. Bu seri, kendir üretiminin ardındaki insanı ve emeği anlatıyor. Bir bitkinin toprağa tutunmasından, insan elinde işlenerek gündelik hayatın bir parçasına dönüşmesine uzanan bu yolculukta asıl hikâye malzemenin değil; onu yaşatan insanların hikâyesidir. Ellerde biriken deneyim, mekânda biriken zaman ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir üretim kültürü aynı kadrajda buluşur. Siyah-beyaz görüntüler, bu dünyanın rengini değil, hafızasını öne çıkarıyor. Işıkla karanlık arasındaki her geçiş; geçmiş ile bugün, devam etmek ile kaybolmak arasındaki çizgiye dönüşüyor. Çünkü bazı şeyler yok olduklarında değil, hâlâ buradayken fark edilir. Bu fotoğraflar, kaybolmuş bir geçmişin ardından tutulmuş bir yas değil; henüz kaybolmamış bir hayatın tanıklığıdır. Hâlâ buradayken…
1. Tur Başarılı
Muhammet AKAR Ganvie (1) Turkey / Konya
**Suyun Kalbindeki Direniş ve Tebessüm: Ganvié** Benin’in güneyinde, Nokoué Gölü’nün durgun sularından yükselen bir mucize var: Ganvié. "Afrika'nın Venedik'i" olarak anılsa da burası romantik bir masaldan ziyade, hayatta kalma mücadelesinin ahşap direkler üzerinde vücut bulmuş hali. On fotoğraflık bu seri, toprağın unutulduğu, suyun ise sadece bir coğrafya olmaktan çıkıp kadere, yuvaya ve umuda dönüştüğü bu eşsiz köyün derinliklerine iniyor. Kuşbakışı bakıldığında, gölün uçsuz bucaksız maviliğine serpiştirilmiş ahşap evler, adeta suya atılmış zarif düğümleri andırıyor. Bu su kentinde sokaklar yok, sadece sonsuz su yolları var. Toprağa basan adımların yerini, suyun yüzeyini yarıp geçen kürek sesleri alıyor; çünkü burada her bireyin kendine ait bir teknesi var ve hayat bu daracık sandalların üzerinde akıp gidiyor. Göçmen kuşlar gibi suyun ritmine ayak uyduran Ganvié halkının yegâne geçim kaynağı ise yine bu suların sunduğu bereket. Göle atılan her ağ ve sudan çekilen her balık, sadece günlük bir doyumu değil, dünden yarına taşınan asırlık bir yaşam döngüsünü temsil ediyor. Ancak bu hikayenin asıl kahramanı, zorlukların sularında asla boğulmayan insan ruhu. Altyapı eksiklikleri, dünyanın geri kalanından yalıtılmışlık ve su üstünde yaşamanın getirdiği tüm çetin şartlara rağmen, objektifime yansıyan en güçlü detay boyun eğiş değil; yüzlerden bir an olsun eksik olmayan o sahici tebessüm. Balık ağlarını çekerken güneşte parlayan ter damlaları ile kırışık yüzlerdeki o sıcak gülümseme, insanın şartlar ne olursa olsun yaşama sevincini nasıl koruyabildiğinin en somut, en çarpıcı kanıtı. Ganvié, suya hapsolmuş bir halkın değil, suyu kendine vatan kılmış özgür ruhların destanı. Bu seri, tepeden süzülen geniş bakış açılarından, balıkçıların nasırlı ellerine ve zorluğa inat hayata gülümseyen o samimi bakışlara uzanarak, zorluğun ve yokluğun içinde var edilen onurlu bir direnişi belgeliyor. Su akıyor, sandallar yüzüyor, ağlar doluyor ve Ganvié her yeni şafakta yaşama inatla gülümsüyor.
1. Tur Başarılı
Berke ARAKLI Acının Adı Kerbela 1 Turkey / İstanbul
ACININ ADI: KERBELA Kerbela, üzerinden yüzyıllar geçmiş olsa da insanların yüreğinde hâlâ taze kalan bir acıdır. Hz. Hüseyin’in adalet uğruna verdiği mücadele, sadece bir tarih bilgisi değil; bugün de hissedilen derin bir sızıya dönüşmüştür. Bu yüzden her yıl Muharrem ayında, özellikle Aşura gününde insanlar bir araya gelir, aynı duyguda buluşur. Sokaklar sessiz bir kalabalıkla dolar. Siyahlar giyilir, bakışlar yere düşer, herkes kendi içinde bir şeylerle yüzleşir. Kimi zaman bir ağıt, kimi zaman paylaşılan bir sessizlik, bu ortak hüznün dili olur. Yan yana duran insanlar aslında yalnız değildir; aynı acıyı, aynı duyguyu paylaşmanın verdiği bir yakınlık vardır. Bu anlarda hissedilen şey sadece geçmişe duyulan bir yas değil. Aynı zamanda haksızlığa karşı durmanın, doğru bildiğinin yanında olmanın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlamaktır. Her adımda, her bakışta bu anlam biraz daha belirginleşir. Kerbela’yı anmak, bir acıyı tekrar yaşamak değil; o acının bize bıraktığı duyguyu diri tutmaktır. Belki de en çok bu yüzden, yıllar geçse de insanlar aynı yerde, aynı duyguyla buluşmaya devam eder.
1. Tur Başarılı
Özge ASLANKARA geçmişinizi1 Turkey / Denizli
Yaşamın rengi eskinin izleri idi. Teknolojinin bizi başka alemlere götürmediği, yanımızdakinin kıymetini bildiğimiz, haberleri tek bir kanaldan, kablolu telefon kullandığımız sohbetlerin derin, çocukların el örgüsü bebeklerle oynadığı o nadide geçmiş günler.. Bazılarımızın hala anımsadığı, annelerimizin özlemle andığı, ninelerimizin nerde o eski günler dediği burun sızlatan temas, muhabbet dolu günler… Zamanın akarken hissettirdiği, aldığın nefesin, durduğun anın senin olabildiği, çiçekli vazosuz evin olmadığı, bilginin kıymetli, muhabbetin derin, çocukların beşikte büyüdüğü, oyuncakların elde yapıldığı şimdinin retrosu, geçmişin yaşantısı, yaşamın rengiydi…
1. Tur Başarılı
Nilgün HOCAOĞLU Sardes-1 Turkey / Manisa
SARDES ANTİK KENTİ Salihli tarihin büyük zenginliklerine ev sahipliği yapmaktadır. Sardes Antik Kenti Manisa’nın gözde ilçesi Salihli‘nin Sart kasabasında bulunmaktadır. Lidya devletinin başkenti olan Sart ve yöresinin 5000 yılı aşkın bir süredir çeşitli yerleşimlere sahne olduğu Roma ve Bizans dönemlerinde de önemli bir yerleşim merkezi olduğu kazı çalışmalarından anlaşılmaktadır. Sardes paranın ilk basıldığı yer olarak bilinir. Lidya döneminin Sardes kenti tarım hayvancılık ticaret yanında Paktolos olarak bilinen Şart çayında altın madenciliği yapmış ve bu sayede zengin bir kent olmuştur. Ondört yüzyıl boyunca Sardes gerek ulaşım gerekse idari ve ticari bakımdan önemli bir kent olma özelliğini korumuştur. Dünyanın en görkemli iyon düzeni tapınaklarından birine ev sahipliği yapan antik kent, korunmuş Roma yapıları içerisinde anıtsal bir hamam, gymnasium kompleksi ve antik dünyanın en büyük havrasına sahiptir ve bu yapılar hala durmaktadır.
1. Tur Başarılı
İsmail AYBEY Çömlek 1 Turkey / Manisa
TOPRAĞIN NEFESİ: ÇAMURA SİNEN EMEK Toprak, insanın yeryüzündeki ilk sırdaşı ve yaşamın en kadim tanığıdır. Bir çömlek atölyesinin loş ışığında şekillenen her kap, yalnızca su ve çamurun birleşimi değil; asırlardır süregelen bir birikimin, sabrın ve insan emeğinin somutlaşmış halidir. Ham çamurun sert ve biçimsiz yapısıyla başlayan yolculuk, ustanın nasırlı ellerinde ve alnından süzülen ter damlalarında yeniden hayat bulur. Bu üretim serüveni, doğanın parçası olan toprağın sabırla yoğrulmasıyla başlar. Çamurun kıvam alması, usta ile hammadde arasında kurulan sessiz bir diyalog gibidir. Çarkın dönmeye başlamasıyla birlikte belirsiz bir çamur yığını, ustanın parmak uçlarındaki dokunuşlarla kimlik kazanır; gövdesi yükselir, ağzı açılır ve nihayetinde bir ruha kavuşur. Her aşamada dökülen emek, ürüne sadece bir biçim değil, aynı zamanda yaşanmışlık ve karakter katar. Formunu alan yüzeylere işlenen ince detaylar ve motifler ise bu kadim zanaatın estetik anlayışını geleceğe taşıyan izlerdir. Son aşamada yan yana dizilen ve kurumaya bırakılan her çömlek, ustanın toprağa üflediği nefesin, geleneksel yaşam kültürünün ve alın terinin sessiz birer abidesidir. Toprağın forma dönüştüğü bu yolculuk, insanın doğayla kurduğu köklü bağı ve kaybolmaya yüz tutmuş zanaat kültürünün zamana karşı direnişini gözler önüne serer.
1. Tur Başarılı
Hülya ARICI Çadır Çocukları-1 Turkey / Manisa
Çadır Çocukları Plastik brandaların gölgesinde, sıcağa ve toza inat büyüyen hayatlar… "Çadır Çocukları", mevsimlik tarım işçiliğinin ve göçebe yaşamın tam ortasında, çocukluğunu kısıtlı imkânlarla var etmeye çalışan minik yüreklerin hikâyesidir. Onlar için çadır; yalnızca mevsimlik bir barınak değil, oyun alanı, okul ve dünyayı seyrettikleri dar pencereleridir. Hayatın yükünü omuzlayan ailelerinin yanında, çok küçük yaşta sorumlulukla tanışırlar. Günün sıcağında tanker başlarında su doldurur, plastik bidonları minik elleriyle taşıyarak yaşamın en temel ihtiyacını çadırlara ulaştırırlar. Kimi zaman küçük elleriyle bir çay tepsisi taşır, kimi zaman kocaman tencerelerden yemek dağıtır, kimi zaman da bir meyve kasasını beşik yapıp kardeşini sallar. Yırtık bir çadır filesinin arkasından bakan meraklı gözleri ve toprağa basan çıplak ayaklarıyla hayatın tam merkezindedirler. Oyuncakları azdır ama hayal güçleri sınırsızdır. Bir köşede plastik arabalarıyla kendi dünyalarını kurar, çadırın içinde tek bir ekranın etrafında toplanır, kuruyan çorapların arasında bile gülünecek bir an bulurlar. Tüm imkânsızlıklara rağmen yüzlerinden eksilmeyen masum tebessümleri, çocukluğun her koşulda kendi neşesini yaratabilme gücünü kanıtlar. Onların gözlerindeki bakış unutulmamak, fark edilmek ve daha aydınlık bir geleceğe adım atabilmek için sessiz ama son derce güçlü bir çağrıdır.
1. Tur Başarılı
Muhammet ÖZEN gocmen_cilekciler_1 Turkey / Konya
GOCMEN_CİLEKCİLER Bu proje, çilek yetiştiriciliğinin dikimden hasada kadar olan tüm aşamaları belgelemekten öte Suriye’deki iç savaştan kaçan Türkmenlerin Hatay Yayladağı ilçesindeki kamplara yerleştikten sonraki hayatlarını idame ettirmek için arazide işçi olarak çalıştıkları emeğin hikayesini anlatmaktadır. Çileğin yalnızca bir meyve değil mevsimlere yayılan sabrın alın terinin tek başına değil mevsimlik işçilerin emeğinin ürünü olduğunu anlatır. Hatay Yayladağı ilçesinde maddi destek yerine çilek alanları parsellere bölünerek dernekler vasıtasıyla fide, gübre, ilaç ve tarım danışmanlığı hizmetlerini ücretsiz vererek kendi paralarını kazanmaları ve ilerisinde bu kişilerin artık işçi değil iş veren konumuna getirerek ihraç edeceklere kalite ürün çıkarmaya sonuçlarına ulaşılmıştır. Projede görülen işçilerin arasında Suriye’de gemi mühendisi, inşaat mühendisi, mimar öğretmen, tercüman gibi beyaz yakalı diye tabir edilen kadın ve erkeklerin tarla hazırlığı, çilek dikimi sulaması, gübrelemesi, ilaçlaması bakımı ve hasat yaparken görmekteyiz. Suriye’de iken mimar bir annenin 3 çocuğu Türkiye’de doğum yaptıktan sonra aile ekonomisine katkısı çocukların tarladaki oyunu haline gelmiştir. Üretici iklimle toprakla ve zamanla mücadele ederken aynı zamanda umudu da büyütür. Bir damla su bazen sıcaklık artınca problem olduğunda sırt pompasında can suyu olarak taşınmaktadır. Bir avuç gübre ya da tek tek toplanan meyveler yalnızca tarımsal faaliyet değil bir ailenin geçimi ve geleceğe olan inancıdır. Soğuktan ve sıcaktan korunması gereken çilekler hep bir dengenin ürünüdür. Fotoğraflar, üretimin farklı aşamalarını bir bütün olarak ele alırken kırsal yaşamın sürekliliğini ve insanın toprağa olan bağlılığını anlatır. Kırmızıya dönüşen her çilek, görünmeyen emeğin, dayanışmanın ve sabrın simgesidir. Fotoğraflar ilk bakışta tarladaki günlük yaşamı belgelemekten öte üreticinin sessiz hikâyesine tanıklık eden görsel bir anlatıdır.
1. Tur Başarılı
Çağrı ÖZKARA YAZMACILAR-1 Turkey / Tokat
Tokat yazmacılığı, yüzyıllardır kumaşın, ahşabın, boyanın ve insan emeğinin bir araya geldiği yaşayan bir kültürel mirastır. Bu proje, yazmanın yalnızca ortaya çıkan renkli bir ürün değil; ustadan çırağa aktarılan bilgi, sabır ve gündelik emekle varlığını sürdüren bir yaşam biçimi olduğunu anlatır. Yazmacılar sitesinde üretim, yılın mevsimine ve işin aşamasına göre avlularda, atölyelerde ve boya havuzlarının çevresinde devam eder. Ihlamur ağacından oyulan kalıplar, kumaşa aktarılan motifler, boya ile değişen yüzeyler, yıkama ve kurutma aşamaları aynı üretim zincirinin parçalarıdır. Her kumaş, ustanın elinde tekrar tekrar dönüşür; beyazdan koyuya, sade bir yüzeyden renk ve motif taşıyan bir yazmaya evrilir. Tokat yazmaları karakalem ve elvan olarak adlandırılan iki tür teknikle yapılmaktadır. Yazma ve şallardaki bu rengarenk motifleri basabilmek için ahşap baskı kalıpları kullanılmaktadır. Boyayı daha iyi aktardığı ve uzun süre dayandığı için bu ahşap kalıplar genellikle ıhlamur ağacından yapılmaktadır. Maalesef ki günümüzde el ile ahşap oymacılığını devam ettiren birkaç usta kalmıştır. Diğer bir teknik ise özel batik kök boyaları ile beyaz bezlere baskı yapılmaktadır. Yazın dışarıda, kışın ise içeride kurutulan bu bezler kurudukça koyu yeşil-siyah tonlarına dönmektedir. Sonra havuzlarda çiğnenerek yıkanmaktadır. Yıkandıkça baskı yapılan yerlerdeki boyalar akmakta ve ortaya siyah zemin üzerinde beyaz motifler çıkmaktadır. İster bu şekilde, istenirse de boyanarak rengarenk yazmalar hazırlanmaktadır. Seride yer alan ustalar ve çalışanlar, bu geleneğin görünmeyen taşıyıcılarıdır. Boyaya bulanmış eller, tekrarlanan hareketler, duvarlara ve saçaklara asılan kumaşlar, geçmişten bugüne süren ortak bir hafızayı görünür kılar. Ancak el emeğine dayalı bu üretim biçimi, usta sayısının azalmasıyla birlikte giderek daha kırılgan hâle gelmektedir. “Yazmacılar”, Tokat’ta hâlâ yaşayan bu geleneği, üretim mekânı ve insanıyla birlikte belgeleyerek renklerin ardındaki emeği ve kültürel sürekliliği görünür kılmayı amaçlamaktadır.
1. Tur Başarılı
Mürvet RIŞVANOGLU brick workers 1 Turkey / Adana
Bankladeş insan emegininin en değersiz olan ülkelerden biri. Orada insanlar sadece karınlarını doyurabilmek hayatta kalabilmek için emeklerinin son gücüne kadar calışıp akşam olunca sadece o günlük hayatta kalmaya yetecek kadar para alıp ertesi gün için evlerine yani yarısı sokakta yarısı cadırlarda diger yarısı ev denecek yerlere benzetmeye calıştıkları odalarda kalmaya gidiyorlar. orada yaşam gercekten cok zor hayatta kalabilmek için her şeyi göze alacak inşanlar cevrede dolaşıyor. Her ülkede oldugu gibi oralarda da güclünün, gücsüzden beslendigi bütün emek gücünü gücsüzden aldıgını görüyoruz
1. Tur Başarılı
Hasan BÜYÜKBUDAK Kum içinde Turkey / Kocaeli
DEMİRDEN ÇIKAN EKMEK ! Bu fotoğraf projesi, ağır sanayi sektöründe çalışan işçilerin çalışma hayatını ve üretim sürecinde karşılaştıkları fiziksel zorlukları konu almaktadır. dokuz fotoğraftan oluşan seri; yüksek sıcaklık, yoğun gürültü, toz, ağır ekipmanlar, dar çalışma alanları ve fiziksel güç gerektiren işlerin sürdürüldüğü ortamlara odaklanmaktadır. Ağır sanayi çoğunlukla ortaya çıkan ürün, kullanılan makineler ve üretim kapasitesi üzerinden değerlendirilir. Bu projenin amacı ise üretimin merkezinde yer alan insan emeğini görünür kılmaktır. Fotoğraflarda işçilerin yalnızca yaptıkları iş değil, bu işi hangi koşullar altında gerçekleştirdiklerinide göstermeye çalıştım. Çekimler, kontrollü bir ortam yerine gerçek çalışma alanlarında ve üretim devam ederken gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle fotoğraflarda çalışma ortamının doğal ışığı, fiziksel koşulları, hareketli ekipmanları ve üretim alanının gerçek dokusu korunmuştur. Teknik açıdan zorlayıcı koşullar, çalışmanın bir parçası olarak değerlendirilmiş ve görüntülerin gerçekliğinin önüne geçirilmemiştir. Bu Seride , çalışmaları sırasındaki hareketleri, kullandıkları ekipmanlar ve bedenleri ile makineler arasındaki ilişki ön plana çıkarılmıştır. Her fotoğraf, ağır sanayideki çalışma hayatının farklı bir yönünü gösterirken, tamamı birlikte üretimin arkasındaki ortak emeği ortaya koymaktadır. Bu çalışma, ağır sanayi çalışanlarının koşullarını abartmadan veya dramatize etmeden belgelemeyi amaçlamaktadır. Fotoğraflar, büyük ölçekli üretimin arkasında bulunan insan emeğine dikkat çekmekte ve izleyiciyi, herkesin az çok fikir sahibi olduğunu zannettiği bu zor çalışma hayatı hakkında düşünmeye davet etmektedir.
1. Tur Başarılı
Erdem Arif YİĞİT su ve yag 1 Turkey / Manisa
SU VE YAĞIN AMANSIZ MÜCADELESİ Her deklanşöre bastığımda, sadece bir görüntüyü değil, saniyeler sonra kaybolacak geçici bir tasarımı kayıt altına aldım aslında. Bu fotoğrafların en büyüleyici tarafı, her deklanşör sesinde tamamen benzersiz ve tekrarlanamaz bir anı ölümsüzleştirmesidir. Su yüzeyindeki yağ damlaları sürekli hareket halindedir; birleşirler, ayrılırlar, formları sürekli değişir. Bu yüzden her kare özgündür. Her bir kare, sıvıların birbiriyle olan mücadelesini anlatır aslında. Bu fotoğraflar bize, günlük hayatta gözden kaçırdığımız makro, hatta mikro detayların, aslında kendi içlerinde ne kadar zarif ve orijinal birer tasarım barındırdığını hatırlatır. Sıradan malzemeler ile büyüleyici görseller oluşturulabileceğini kanıtlar bizlere. Birbirini ısrarla iten bu iki sıvı, iç içe geçmiş mükemmel dairesel formlar oluşturur. Yakaladığım bu fotoğraflar, bende makro dünyasından öte duygular oluşturdu. Yağ damlacıklarını, evrendeki, gezegenlere ve yıldız sistemlerine benzettim. Bazen bir illüzyonun içindeymişim gibi hissettim. Vizörden her baktığımda görsel bir meditasyon yaşadığımı hissettim. Sonuç olarak su ve yağ damlacığı fotoğrafları, bize her gün yanı başımızda duran ama mikroskobik ölçekte gizlenen saklı bir dünyanın varlığını fısıldar; sıradanlığı büyüleyici bir sanata dönüştürür.
1. Tur Başarılı
Veysi ARCAGÖK domates_kurutma_1 Turkey / Diyarbakır
Domates Kurutma Bereketli ovalarda yetişen domatesler, yazın yakıcı güneşiyle buluştuğunda yeni bir kimliğe bürünür. Hasat edilen domatesler, yöre insanının ellerinde tek tek toplanır , kasalara doldurulur, yere serilir, doğranır, tuzlanır ve kurutulmak üzere sabırla güneşe bırakılır. Günler boyunca güneşin altında bekleyen domatesler; toprağın kokusunu, bölgenin sıcaklığını ve üreticinin emeğini içinde taşır. Her bir parça, yalnızca bir ürün değil; nesilden nesile aktarılan bir geleneğin, sabrın ve emeğin izidir. Güneşte kurutularak lezzetini bulan domatesler, daha sonra toplanarak uzak coğrafyalara doğru bir yolculuğa çıkar. Özellikle İtalya başta olmak üzere Avrupa sofralarında yer bulan bu değer, Anadolu insanının toprağa ve emeğe kattığı değerin sınırları aşan hikâyesidir.

Contests and Results Documents

The documents uploaded for the related competition are listed below.

Explanation Connection
Competition Specifications Download Specification
Specification Final Declaration Final Declaration